Ulaşacağımız o kadar çok arkadaşımız var ki. Uzun yılardır radyo TV programlarına
konuk olduk. Amacımız bir engelli arkadaşımıza ulaşıp onu hayatın içine dâhil
etmek. Büyük şehirlerin içinde bile hala körler okullarını engelli derneklerini
bilmeyen yasal haklarından haberi olmayan çok arkadaşımız var.
Görmeyenlerin
sesli ekran okuyucu programlarla telefon ve bilgisayar kullanarak
hayatını kolaylaştırdığını bilmeyen ve görünce de hem şaşıran ve hem de boşa
geçen yılarına üzülen dostlarımız var. Bazen arkadaşlarla yazışıyorum. Bana diyorlar
ki yazıları sen mi yazıyorsun. Başkası mı diyor. Bende ekran okuyucularla
bilgisayar ve telefon kullandığımızı anlatıyorum. Engellileri derneklere
yönlendirin diye onun için çağrılarımızı sürekli yapıyoruz. Bir görmeyen düşünün.
Bastonsuz yürümeye çalışıyor düşe kalka. Hâlbuki beyaz bastonu kulansa hem
kendi rahatlayacak hem de karşıdan gelen kişiler ve araçlar daha dikkatli
olacak. Bazı görmeyenlerin gözlerine bakınca görmediği anlaşılamıyor. Ama
elinde beyaz baston olsa herkes görmediğini bilecek. Beyaz baston biz
görmeyenlerin adeta kimlik kartı. Biz yılardır. Yaşatılan sorunlara karşın
belirli pratikler edindik. Ama tek başına yaşayan görmeyenler bu pratiklerimizden
faydalanamıyor. Sadece engellik benim başımda neden ben diye isyan ederek gelip
geçen hayatını heder ediyor. Zaten kısa olan bu hayatı kahırla geçiriyor. Evet,
hayatta sıkıntılar var. Ama güzelliklerde var. Güzellikleri görmek için sadece
ten gözüne ihtiyaç yok. İnsan kendiyle barışık olmalı. Kendi gerçeğini kabullenerek
çözümler üretmeli. Sorununu kendi kabul ederse sadece sıkıntısını kendi yaşar. Ama
sorununu kabullenmezse sıkıntısını herkese yaşatır. Sanki herkes o sıkıntıda
olduğu için kendilerine yardım etmeleri gerekiyormuş gibi düşünür. Hâlbuki
olayları dramatize etmeye gerek yok. Evet, bir insan görmeye bilir duymaya
bilir yâda yürüyemez gerekli eğitim ve rehabilitasyon çalışmasından sonra
çalışır üretir hayata değer katar. Engeline takılıp kalırsa ne kendine ne
topluma faydası olur. Modern zamanlarda bir hastalığımız var. Oda bedenine
odaklanmak. Kiloyu abartmak. Bedeni kusurları sanki dünyanın sonuymuş gibi
düşünmek. Dünyanın sonu değil. Bazen avantaj bile olabilir. Yaşadığımız
durumların artıları ve eksileri olabilir. Siz eksilere odaklanırsanız artıları
asla görmezsiniz. Ben görmüyorum. Lisede arkadaşlarım kız peşinde koşuyorlardı.
Görmeyenleri cinsiyetsiz olarak gördükleri için biz kızların erkek kardeşiydik.
Bu tamamen ön yargı dışlama ötekileştirme sorunu. Benim sorunum değil bana
yaşatılan onların sorunu ben öyle bakmıyor ve görmüyorum. Neyse bende çöktüm
radyonun başına. Bir süre sonra derslerde otorite olmuşum sözlü kültürüm
artmış. E ben artıya baktım şimdi çok şükür buralara kadar geldim. Beni
dışlayan ve yok sayanların çoğu hapsoldukları küçük dünyalarında yaşayıp
gidiyorlar. Ben yurt içi ve yurt dışı bir sürü bağlantım oldu güzel dostlarım
oldu. Onlar mahallerinde küçük dertleriyle boğuşuyorlar. Ben meselelere geniş
baktım onlar dar baktı. Şimdi benim gibi geniş bakmasını istediğim dostlarıma
el uzatıyorum tutarlarsa el ele yürürüz tutmazlarsa yapacak bir şey yok. Mücadeleye
devam.Salih Arıkan,Tel: 0506 514 96 93

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder